Anasayfa 2018-01-17T11:27:55+00:00

Yaygın gelişimsel bozukluk, birden fazla bozukluğu içeren genel bir tanı grubu olup
erken çocukluk döneminde başlayan sosyal etkileşim, dil gelişimi ve davranış alanlarında
yetersizliklere sahip olma durumudur. Davranış sorunları, yineleyici, sınırlı ilgi ve
davranışları kapsamaktadır. Bu durumlar gelişimin birçok alanını etkileyerek kalıcı ve
süreğen işlev bozukluklarına yol açarlar.
1980 öncesinde Amerikan Psikiyatri Birliğinin sınıflandırmasında yaygın gelişimsel
bozukluklar çocukluk şizofrenisinin bir alt tipi olarak sınıflandırılmaktaydı. Amerikan
Psikiyatri Birliği, 1994 yılında yaygın gelişimsel bozuklukları beş bozukluktan oluşan bir
grup olarak sınıflandırmıştır.
Bunlar;
1. Otizm
2. Rett Sendromu
3. Çocukluğun Dezintegratif Bozukluğu
4. Asperger Bozukluğu
5. Başka Türlü Adlandırılmayan Yaygın Gelişimsel Bozukluk (Atipik Otizm)’ tur .
1. Otizm
Otizm, yaşamın erken dönemlerinde başlayan ve yaşam boyu süren, sosyal ilişkiler,
iletişim, davranış ve bilişsel gelişmede gecikme ve sapma gibi özellikler gösteren
nöropsikiyatrik bir bozukluk olarak kabul edilmektedir. Yaygın gelişimsel bozuklukların en
iyi bilineni otizm (İnfantil otizm olarak da bilinir.) olup karşılıklı sosyal etkileşimde, sözel
iletişimde bozukluklar ve basmakalıp stereotipik davranış örüntüsü ile karakterizedir.
Otizm spektrum bozuklukları, yaygın gelişimsel
bozukluklarla (Pervasive Developmental Disorders-PDD) eş anlamlı olup ileri düzeyde ve
karmaşık bir gelişimsel yetersizlik anlamında kullanılmaktadır. Otizm ise bu sınıflandırma
altında yer alan kategorilerden yalnızca biridir.
Otizm spektrum bozukluğunun nörolojik nedenlerden kaynaklandığı sanılmaktadır.
Otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin önemli bir bölümünde (yaklaşık %35), beyindeki
anormal elektrik hareketlerine bağlı olarak nöbet, istemsiz hareketler, bilinç yitimi vb.
5
nörolojik sorunlar da görülebilir. Otizm spektrum bozukluğu bir ruh hastalığı değildir, ancak
belirtileri bazı ruh hastalıklarını çağrıştırabilir. Yapılan bilimsel araştırmalar, otizm spektrum
bozukluğunun çocuk yetiştirme özellikleriyle ya da ailenin sosyoekonomik özellikleriyle
ilişkisi olmadığını göstermiştir.
Otizm spektrum bozukluğunun kalıtsal olabileceği yönünde bulgular vardır, ancak
buna yol açan gen ya da genler henüz bulunmuş değildir. Önceki yıllarda otizm spektrum
bozukluğunun görülme oranının 500’de bir olduğu kabul edilirken son verilere göre otizm
spektrum bozukluğunun yaklaşık her 150 çocuktan birini etkilediği düşünülmektedir. Ayrıca,
erkeklerdeki yaygınlığı kızlardan dört kat fazladır. Sanıldığının aksine, otizm spektrum
bozukluğu tanılı bireylerin çoğunda, farklı düzeylerde zekâ geriliği görülür. Ayrıca, zekâ
testlerinde belli alanlar, diğer alanlara kıyasla çok daha geri çıkabilir.
Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından 2000 yılında yayımlanmış olan DSM-IV-TR
(Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı) kılavuzuna göre yaygın gelişimsel
bozukluklar içinde yer alan otizm tanısının konulabilmesi için aşağıda sıralanan belirtilerden
en az altısının görülmesi gerekir. Ayrıca, bu belirtilerden en az ikisinin sosyal etkileşim
sorunları kategorisinden, en az birer tanesinin ise diğer iki kategoriden (iletişim sorunları ve
sınırlı/yinelenen ilgi ve davranışlar) olması şarttır. Bu belirtilerden en az birinin 36 aydan
önce ortaya çıkmış olması da bir diğer koşuldur. Otizm spektrum bozukluğu şemsiyesi altında
yer alan diğer kategoriler için daha farklı ölçütler söz konusudur.
2. Rett Sendromu
Rett Sendromu, ilk defa Dr. Andreas Rett tarafından tanımlanmış, Dr. Bengt Hagberg
ve çalışma arkadaşları tarafından 1983 yılında yayınlanan raporla, bir hastalık olarak dünya
çapında tanınmıştır. Rett Sendromu (RS), dünyada çeşitli ırklarda ve etnik gruplarda,
özellikle kız çocuklarında görülen nörolojik bir rahatsızlıktır. Bu sendromun, erkeklerde de
görülebileceği bilinmektedir, fakat erkeklerde görüldüğünde bu bebeklerde genellikle
düşük, doğum anında ölüm veya anne karnında erken ölüm gibi durumlar ortaya
çıkmaktadır.
RS’li çocuklar, 6-18 aylık olana kadar normal veya normale yakın bir gelişim
gösterirler. Bu süreden sonra çocuk, geçici durgunluk veya gerileme sürecine girer, iletişim
kurma becerisini yitirir ve ellerini birbirine kenetler. Hemen ardından stereotipik el
hareketleri, yürüyüş bozuklukları ve kafa gelişiminde gözle görülebilir bir yavaşlama ortaya
çıkar. Nöbet geçirme, uyanıkken düzensiz soluk alıp verme gibi problemlerle de
karşılaşılabilir.
3. Çocukluğun Dezintegratif Bozukluğu
Çocukluğun dezintegratif bozukluğu olan çocuklarda doğumdan itibaren en az iki yıl
tamamen normal gelişim kaydedilir. Belirtiler sıklıkla 3-4 yaş arası görülmeye başlar. Bu
tanıyı koyabilmek için belirtilerin 10 yaştan önce gelişmiş olması gerekir. Ağır mental
retardasyonla ve lokodistrofiyle (ilerleyici çocuk nörolojisi hastalıkları) birlikte
görülmektedir. Ayrıca epilepsiye rastlama olasılığı da sıktır. Başlangıç ani veya dereceli
olabilir. İlk bulgular, aktivitede artış, huzursuzluk ve anksiyetedir. Daha sonra konuşma ve
diğer yetilerde kayıplar kaydedilir, klinik tablo platoya erişir ve sonraki gelişim sınırlı
olabilir. Eğer ilerleyici bir nörolojik bozukluğun sonucu olarak ortaya çıkıyorsa klinik tablo
kötüleşme hatta ölümle sonuçlanabilir. Bu psikoza “heller demansı” veya “infantil demans”
da denilmektedir. Otizmdeki gerilemeyle ilişkisi tartışmalıdır. Genelde, nöroloji kliniklerinde
yataklı tetkiklerle teşhis edilir.
4. Asperger Sendromu
Asperger Sendromu’nda, tipik olarak otizmli bireylerde görülen sosyal ilişki ve iletişim
sorunlarının yanı sıra sınırlı ilgi alanı görülür. Çok sınırlı konularda ve dar çerçeveli alanlarda
derin bilgilere sahiplerdir, bu nedenle bu çocuklara “küçük profesör” yakıştırması yapılır.
Otizmden farklı olarak zamanında konuşmaya başlarlar; aşırı bilgiçlik ve el becerilerinde
özel sorunlar görülür. Bu çocuklar normal veya üstün zekâya sahiptirler. Mekanik
oyuncaklara çok düşkündürler ve ilgi alanı sınırlı olan insanlarla daha iyi yakınlık kurarlar.
Amaçsızca birtakım nesneleri toplayabilirler, öz bakım sorunları yoktur. Erişkinlikte ise
kurallara sıkıca bağlı, soğuk ve mesafeli insanlar olarak tanınırlar. Bu bireylerin sosyal
hayatında, genelde bir tane çok yakın arkadaşları vardır ve bu kişinin de sıklıkla dar, kısıtlı
ilgi alanı vardır. Duygusal hayatında hep akılcı ve heyecansız yorumlamalara sahiptir,
davranış sorunları görülebilir, jest, mimik ve vücut dilini kullanmada sorunları vardır.
5. Başka Türlü Adlandırılamayan Yaygın Gelişimsel Bozukluk (Atipik Otizm)
Atipik otizm, dil ve sosyal iletişimle ilgili sorunlar, dilin amaca yönelik
kullanımındaki sorunlar, aşırı çekingenlik, aşırı utangaçlık, gündelik ve özel yaşamında belli
ilkelere aşırı katı yaklaşım ve bağlılık gibi durumlarla ilişkili olarak göz önüne alınabilir. Bazı
kişilik tipleri ve bozuklukları (şizoid kişilik, şizotipal kişilik, çekingen kişilik) yine atipik
otizmle ilişkili olabilir, fakat farklar vardır. Örneğin, şizoid kişilikler toplumsal ilişkileri
anlar, özellikle istemezler. Buna karşın otizmli bireylerde ilişki kurma arzusu olduğu, ama
beceremedikleri ileri sürülmüştür.
Atipik otizmle tipik otizm arasındaki farklar oldukça tartışmalıdır. Araştırmalar ve
sonuçları yeterli olmasa da elde edilen belli bulgular vardır. Tipik otizmde, tanı kalıcıdır.
Hafiften ağıra giden bir yelpazesi vardır. Dil sorunu bazı olgularda düzelir, ama çoğu kez
kalıcıdır. Kendine zarar verme davranışı sıktır. Yaş, cins, ailede benzer durum özellikleri ve
iletişim sorunu temelde atipik otizmle aynıdır. Stereotipilerin ağırlığı, sıklığı, şiddeti küçük
yaşlarda atipik otizmle aynı olabilir ve ilerleyen yaşa rağmen değişmeden kalıcı olabilir. Zekâ
en ağırdan en hafife kadar değişen düzeylerde geri olabilir. Dar ilgi alanı, takıntılı davranış,
duysal belirtiler atipik otizmde görülenle aynı olabilir. Geç yürüyebilir. Öz bakım sorunları
belirgindir ve ilerleyen yaşa rağmen kalıcı olabilir. Buna karşın atipik otizmde ilerleyen yaşla
tanı değişebilir ve bir kişilik özelliğine dönüşebilir. Otizm belirtileri zamanla kaybolabilir; iyi
eğitimle ve elverişli şartlarda tamamen normale dönebilir. Ağır formu yoktur ve hafif
otizmden ayrılması zordur. Bu nedenle normal gelişimin bir parçası olarak görülebilir. Otizme
özgü davranışlar belirli durumlarda (zorlanma) açığa çıkacak şekilde maskelenebilir veya
değişik görünümler altında gizlenebilir (yalancı dışa dönüklük vb.). Mizahı anlama ve
oluşturmada, karşı cinsle ilişki başta olmak üzere insan ilişkilerinde hep ciddi sorunlar
yaşanır. Dil sorunu varsa kısa sürelidir; sonuç olarak düzgün gramer ve fonoloji ile
konuşurlar. Kendine zarar verici davranış görülmez. Belirtiler şiddet ve bir araya geliş
yoğunluğu açısından, toplumsal yasayış ve düzeni bozacak şekilde belli bir sınırı aşmaz.
Genel gelişim eğrisi elverişli şartlar altında düzelme yönündedir. Öğrenme sorunları olabilir
ve okul sorunları yaşanır. Stereotipik (tekrarlayıcı) hareketler ilerleyen yaşla sebat etmez. Dar
ve yoğunlaşmış bir ilgi alanı vardır, ancak toplumsal açıdan daha anlamlı bir konuda
(mesleğinde vb.) bu durum başarıya neden olabilir.
PROGRAMIN GENEL AMAÇLARI
Bu program ile bireylerin;
1. İşlevsel becerilerin kazandırılmasına ön koşul oluşturan temel eşleme ve taklit
becerilerini geliştirmeleri,
2. Sosyal etkileşim başlatma ve sürdürme becerilerini geliştirmeleri,
3. Alıcı ve ifade edici dil becerilerini geliştirmeleri,
4. İletişim becerilerini geliştirmeleri,
5. Bağımsız çalışma ve işlevde bulunma ile organize olma becerilerini kazanmaları,
6. Öz bakım ve günlük yaşam becerilerini geliştirmeleri,
7. Akademik becerilerini geliştirmeleri,
8. Toplumsal yaşama katılım ve sosyal uyum becerilerini geliştirmeleri
beklenmektedir.

Yazılar güncellenecektir sitemiz yapım aşamasındadır.

Doğum öncesi, doğum sırası ve doğum sonrası dönemde herhangi bir nedene bağlı olarak iskelet (kemik), kas ve sinir sistemindeki bozukluklar sonucu, bedensel yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybeden, toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük yaşamdaki gereksinimlerini karşılamada güçlükleri olan, bu nedenlerle korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyaç duyan çocuklarda fizik tedavi uygulamalarının düzenli olarak yapılması gerekmektedir.

Bedensel özürleri nedeni ile sağlıklı kişilerden farklılaşan ve eğitim hizmetlerinden gereğince yararlanamayan bu bireylerde bilişsel, psiko sosyal ve duyusal gereksinimlerin yanı sıra hareket ve fonksiyonel yeteneklerin geliştirilmesi de büyük önem taşımaktadır.Dolayısıyla fizik tedavinin bu çocukların rehabilitasyon sürecindeki yeri ve önemi büyüktür.

 Fiziksel  ve Zihinsel problemli çocuklarda hedeflerimiz :

  • Ağrının azaltılması,
  • Kasların gevşetilmesi,
  • Kasların güçlendirilmesi
  • Dolaşımın olumlu yönde etkilenmesi,
  • Fonksiyonların restore edilmesi; hareketin artırılması,
  • Koordinasyonun sağlanması,
  • İlaç gereksiniminin azaltılması,
  • Postür (duruş) bozukluklarının önlenmesi ve düzeltilmesi
  • Dikkatin artırılması
  • Duyular arası alış-veriş
  • Günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlık seviyesinde ilerlemektir.

Tanımı Amerikan Psikiyatri Birliğinin (APA 2001) tanımına göre özel öğrenme güçlüğü zekâsı normal ya da normalin üstünde olan bireylerin, standart testlere göre yaş, zekâ düzeyi ve aldığı eğitim göz önünde bulundurulduğunda okuma, matematik ve yazılı anlatım düzeyinin beklenenin önemli ölçüde altında olmasıyla tanısı konulan bir bozukluktur. Okuma bozukluğu, yazılı anlatım bozukluğu, matematik bozukluğu ve başka türlü adlandırılamayan öğrenme bozukluğu alt gruplarını içerir. APA tarafından geliştirilmiş sınıflandırma sistemi olan DSM-IV’de (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders) “öğrenme bozuklukları” terimi kullanılmış, bu sorunun çocuk ruh sağlığı ve hastalıkları kapsamında ele alınması gerektiği belirtilmiş ve sağaltımın bir parçası olarak özel eğitim verilmesi gereği vurgulanmıştır. Özellikleri Özel öğrenme güçlüğü olan bireyler, öğrenmede çok önemli olan bilgiyi işleme sürecinin (bilginin alınması, düzenlenmesi, bellekte depolanması ve iletilmesi) bir kısmında ya da hepsinde sorun yaşayabilirler. Bilgiyi işleme süreci dört aşamadan oluşmaktadır.

  1. Girdi Aşaması: Bilginin duyu organları yolu ile beyinde algılanma sürecidir. Özel öğrenme güçlüğünde uyaranların görsel, işitsel, dokunsal, kinestetik (hareket) ve vestibüler (denge) açıdan algılanmasında sorun yaşanabilir.
  2. İşlemleme Aşaması: Beyne giden bilginin işlenmesi sürecidir ve üç aşamada tamamlanır. Bu aşamalar sıraya koyma, soyutlama ve organizasyondur. Özel öğrenme güçlüğünde bu aşamaların birinde ya da tümünde sorun yaşanabilir.
  3. Bellek-Depolama Aşaması: Gelen bilgi beyinde işlendikten sonra kullanılmak üzere bellekte depolanır. Özel öğrenme güçlüğünde kısa süreli, uzun süreli ve işleyen bellek ile ilgili sorun yaşanabilir.
  4. Çıktı Aşaması: Beynin bilgiyi mesaj olarak hücrelere, kaslara, dil ya da motor etkinlik alanlarına göndermesi sürecidir. Öğrenilen bilgiler konuşma, yazma, çizim, jest ve mimikler yolu ile ifade edilirler. Özel öğrenme güçlüğünde bu alanlardan birinde ya da birkaçında güçlük yaşanabilmektedir. Özel öğrenme güçlüğünde okul öncesi dönemden itibaren dil, algı, kavram, motorkoordinasyon, bellek, dikkat-konsantrasyon, sıralama, organizasyon, duygusal-sosyal alanlarda güçlükler görülebilmektedir.

Dil Alanı:

Özel öğrenme güçlüğünde hızlı verilen işitsel uyaranları işlemleme ve ayırt etmede sorun yaşanmaktadır. Bu durum okuma güçlüğü yaşanmasının nedenlerinden birini oluşturmaktadır. Özel öğrenme güçlüğü olan bireylerde konuşmanın gecikmesi, sözcük dağarcığının yaşa uygun olmaması dikkat çekicidir. Bu bireyler sözcük bulmada, bilinen objeleri, eylem sözcüklerini isimlendirmede, ses ya da hecelerin ardışıklığını (şeftali-feştali vb.) öğrenmede, sözcükleri doğru telaffuz (para-pala vb.) etmede, basit kafiyeli sözcükleri (taç-maç vb.) öğrenmede zorlanır. Hikâye anlatmaya veya dinlemeye ilgi duymaz. Sesler ile ses sembolleri arasındaki bağlantıları öğrenmesi yavaştır. Sözcüklerdeki benzeşen sesleri (kız-kıs, mal-nal, kar-gar vb.) algılayamaz. Bir sözcüğü seslerini ya da hecelerini (m-s-a, kel-i-me vb.) yanlış ayırır. Kısa bir süre önce öğrendiği bir sözcüğü tanıyamaz ya da okuduğu bir sözcüğü daha sonra gördüğünde tanımakta güçlük çeker. Yaşıtlarına oranla daha fazla okuma hatası yapar, okuma hızı düşüktür ve yüksek sesle okumaktan kaçınır. Bir metni okurken, satır, sözcük, hece, ses atlar, okuduğunu tekrar okur ve okuduğu yeri kaybeder. Okurken ya da yazarken bazı sesleri, (b-d-p, m-n, f-v vb.) karıştırır. Gördüğü ses sembolü, sayı ya da sözcükleri (15-51, 6-9, b-d, ve-ev, ne-en vb.) ters okur ve yazar. Yazarken sözcüklerdeki seslerin sırasını (elma-emla vb.) karıştırır. Bir yazılı metinde aynı sözcüğü farklı biçimlerde yazar. Yeni sözcükleri öğrenmede zorlanır. Dili hızlı bir şekilde WAQ     “işlemede (ne söylendiğini, ne istendiğini anlayamama gibi) sorun yaşar. Okuduğunu ve dinlediğini anlamada, düşüncelerini düzgün cümleler kurarak ve yazarak ifade etmede güçlük yaşaması nedeniyle okuma, yazma ve kompozisyon ödevlerini yapmada isteksizdir. Ders esnasında not tutma ve tahtada yazılanları vb. defterine geçirmede zorlanır.

PROGRAMIN GENEL AMAÇLARI

Program ile bireylerin;

  1. Öğrenmeye hazırlık becerilerini geliştirmeleri,
  2. Okuma-yazmaya hazırlık ve okuma-yazma temel becerilerini geliştirmeleri,
  3. Matematikle ilgili temel beceri ve kavramları günlük yaşamda kullanmaları,
  4. Sorun çözme, akıl yürütme, kıyas yapabilme ve analitik düşünme becerilerinigeliştirmeleri beklenmektedir.

Zihinsel yetersizliği olan birey:

Zihinsel işlevler bakımından ortalamanın iki standart sapma altında farklılık gösteren, buna bağlı olarak kavramsal, sosyal ve pratik uyum becerilerinde eksiklikleri ya da sınırlılıkları olan, bu özellikleri 18 yaşından önceki gelişim döneminde ortaya çıkan ve özel eğitim ile destek eğitim hizmetlerine  ihtiyaç duyan bireydir.

Hafif düzeyde zihinsel yetersizliği olan birey:

Zihinsel işlevler ile kavramsal, sosyal ve pratik uyum becerilerinde hafif düzeydeki yetersizliği nedeniyle özel eğitim ile destek eğitim hizmetlerine sınırlı düzeyde ihtiyaç duyan birey,

Orta düzeyde zihinsel yetersizliği olan birey:

Zihinsel işlevler ile kavramsal, sosyal ve pratik uyum becerilerindeki sınırlılık nedeniyle temel akademik, günlük yaşam ve iş becerilerinin kazanılmasında özel eğitim ile destek eğitim hizmetlerine yoğun şekilde ihtiyaç duyan birey,

Ağır düzeyde zihinsel yetersizliği olan birey:

Zihinsel işlevler ile kavramsal, sosyal ve pratik uyum becerilerindeki eksiklikleri nedeniyle öz bakım becerilerinin öğretimi de dâhil olmak üzere yaşam boyu süren, yaşamın her alanında tutarlı ve yoğun özel eğitim ve destek eğitim hizmetine ihtiyacı olan birey olarak tanımlanmaktadır.

 PROGRAMIN GENEL AMAÇLARI

Bu program ile bireylerin;

  1. Bağımsız yaşam becerileri kazanmaları,
  2. Öz bakım ve günlük yaşam becerilerini kazanmaları,
  3. Psikomotor becerilerini geliştirmeleri,
  4. Dil ve konuşma becerilerini geliştirmeleri,
  5. Sözlü ve yazılı anlatım becerilerini geliştirmeleri,
  6. Sosyal ve toplumsal uyum becerilerini geliştirmeleri,
  7. Bilişsel hazırlık becerilerini geliştirmeleri,

Beklenmektedir

Fiziksel ve Mental bozukluğa sahip olan bireylerde havuz terapisi uzun yıllardan beri kullanılan terapatik yöntemlerdendir.

Hidroterapinin fiziksel ve mental problemli bireylerde önemi oldukça büyüktür ve yaş sınırlaması yoktur. Birebir fizyoterapistler tarafından eklem hareket açıklığı egzersizleri, kuvvetlendirici egzersizler, yürüme ve denge egzersizleri çocuklarda daha sevebilecekleri bir ortam olan su içi ortamda rahatlıkla uygulanabilmekte ve tedavi katılım başarısı daha da artmaktadır.

Normal ortamda (karada) yapılamayan hareketler suda kolaylıkla yapılabildiği için çocukların özgür hareketler yapması gelişimlerinde önemli rol oynamaktadır.

Hidroterapi uygulamaları ile fiziksel tedavide, çocukların katılımı arttıkça tedavi başarısı da artış gösterir ve bunun sonucunda bu bireylerde fiziksel ve mental açıdan ilerleme sağlanabilir.

Yazılar güncellenecektir sitemiz yapım aşamasındadır.

Yazılar güncellenecektir sitemiz yapım aşamasındadır.

1940 larda Berta Bobath ve eşi Karel Bobath tarafından ortaya koyulan, nörolojik temellere dayananan bir tekniktir. Çocuğun durumuna göre değiştir, yenilenir bir konsept içerir.

Bobath tekniği her çocuğun kendi içinde bulunan mevcut durumuna göre değerlendirilip, terapinin nasıl başlanmasıyla ilgili detaylı bilgi verir. Çocuğun dinamik yapısına göre oyunla terapisiyle birleştirilip aktif katılım sağlar. Terapi içerisinde çocuğun hareket kabiliyetini artıracak doğru tutuş teknikleri, pozisyonlamalar ve bir sonraki stratejiyi doğru planlamamızı sağlar

Bobath terapisti bu yöntemle çocuğun nasıl hareket ettiğini, bazı şeyleri nasıl yaptığını yada yapamadığını, çocuğun hareketteki kalitesini izleyerek, analiz ederek, o hareketi çocuğa mumkün kılabilmektir. Hedeflere ulaşmak için farklı fizyoterapi uygulamalarını, ortez ve adaptif araç-gereç kullanımlarını da içermektedir

Normal gelişimi desteklenmesi gereken her çocuk için geçerlidir. Serebral Palsili çocuklar başta olmak üzere Down Sendromu, Kas hastalıkları, 37 haftadan önce erken doğmuş riskli bebekler gibi tanı almış duyu – motor bozukluklara neden olan faktörlerin içerdiği tüm tanılar için yaygın olarak kullanılmaktadır

Günlük hayatta ihtiyacımız olan bilgileri çevremizden koku, tat, dokunma, görme, duyma yoluyla sağlarız. 5 duyu organımızın yanında ayrıca vestibüler ve prorioseptif duyularımız vardır. Vestibüler duyu,  engelleri dengemizi bozmadan aşmamızı sağlar. Proprioseptif duyu ise vücut parçalarımızı kontrol etmemize ihtiyaç duymadan nerde olduklarıyla ilgili bilgi vermektedir.

Çevremizden aldığımız duyusal uyaranlar bir bütün  oluşturması sonucu merkezi sinir sisteminde (MSS) işlenmeye hazır hale gelir. Bunun sonucunda duyu – motor hareketi açığa çıkar ve günlük hayatımıza devam ederiz.

Duyusal uyaranların  doğru bağlantı kurulmaması, MSS’ de doğru işlenmemesi ya da doğru duyu – motor hareketinin açığa çıkmaması sonucu görülen uygun olmayan davranışlara Duyu Bütünleme Bozukluğu denir. Uyaranlara yanlış cevap olarak görülür ve günlük yaşam aktivitelerini yapmakta zorluk çekilmesine neden olur. Her bireyde duyusal bütünleme problemler görülebileceği gibi önemli olan günlük yaşamı etkilememesidir

Duyu bütünleme bozukluğu görülen çocuklarda başlıca aşağıdaki gibidir;

Beceri düzeyini artıramama,

Beklenmedik durumlara uyum gösterememe,

Çevreye uyumsuzluk,

Hiperaktivite ve dikkat bozuklukları,

Davranışsal problemler,

İşitme ve konuşma gecikmesi,

Hipo-hipertonus ve motor koordinasyon problemleri,

Okulda öğrenme güçlükleri

Yazılar güncellenecektir sitemiz yapım aşamasındadır.